Muz Kokulu Adalet

Hayat, insana “Ne oldum?” dememeyi, her zaman “Ne olacağım?” diye sorması gerektiğini fısıldayan, bilge ve yaşlı bir hocaydı. Hüseyin, bu dersi henüz onlu yaşlarının başında, yüreğine saplanan bir sızıyla öğrenmişti.

Üç kardeşin en büyüğü değildi belki ama babasının acısını en derinde hisseden ortanca çocuktu. Daha üç yaşındayken kaybetmişti babasını. Mahallenin sevilen, sayılan, mert adamı, otuz dokuzunda toprağa giriverince, geride üç yetim ve gözü yaşlı bir eş bırakmıştı. O günden sonra evin bacası bir başka türlü tütmüş, duvarları daha bir soğuk olmuştu. Kış gecelerinde, incecik yorganın altında birbirlerine sokulup uyuyan üç küçük bedenin sıcaklığı, ancak birbirlerine yetiyordu. Aç kaldıkları günler, yokluğun adeta elle tutulur hale geldiği anlar oldu.

İki amcaları vardı. Biri, kendi halinde, onlara kol kanat geremeyecek kadar kendi derdindeydi. Diğeri ise şehrin sayılı zenginlerindendi. Villaları, yazlıkları, sayısız arabasıyla dillere destan bir servetin üzerinde oturuyordu. Ama bu zenginlikten yetim yeğenlerine düşen, sadece bayramdan bayrama hissettikleri derin bir yoksunluk ve buz gibi bir mesafeydi.

Yine bir Ramazan Bayramı’ydı. Annelerinin temizleyip pakladığı eski ama temiz kıyafetleriyle, zengin amcalarının kapısını çalmışlardı. İçerisi, baklavaların, et yemeklerinin ve neşeli kahkahaların kokusuyla doluydu. Amcaları, diğer kuzenlerinin başını okşuyor, ceplerine gıcır gıcır bayram harçlıkları sıkıştırıyordu. Hüseyin ve kardeşleri ise kapının ağzında, görünmez bir duvarın ardında öylece dikilip kalırlardı. Zengin amcaları, sanki babaları ölünce onlar başka bir soydan gelmiş gibi davranır, elini öpmek için uzandıklarında bile elini usulca geri çekerdi.

O bayram, amcalarının elinde bir poşet muzla salona girdiğini gördüler. O güne dek Hüseyin’in damağına muzun tadı hiç değmemişti. Gözleri parladı. Kuzenlerine birer birer muzlar dağıtıldı. Sıra onlara geldiğinde, küçük amca elindeki poşete şöyle bir bakıp, “Muz bitti,” dedi.

Bu iki kelime, Hüseyin’in çocuk kalbine bir hançer gibi saplandı. Çünkü o, amcasının mutfağa doğru yürürken elindeki poşetin hala muzla dolu olduğunu görmüştü. O ana kadar yaşadığı hiçbir hor görülme, hiçbir dışlanma canını bu denli yakmamıştı. Bir meyvenin esirgenmesi değildi mesele; varlığının, yetimliğinin yüzüne bir tokat gibi çarpılmasıydı.

O gece Hüseyin yatağında sabaha kadar ağladı. Küçük ellerini semaya açtı ve çocuk saflığıyla, yüreğinden kopan en içten bedduayı fısıldadı: “Allah’ım,” dedi, “Sen her şeyi görürsün. Ne olur, onun değirmenini tersine çevir.”

O günden sonra annesi ne kadar ısrar etse de bir daha o amcanın evine bayramlaşmaya gitmedi.

Zaman, en adil yargıçtı. Yıllar yılları kovaladı. Hüseyin, yokluğun içinde azmiyle parladı. Okudu, gecesini gündüzüne kattı ve sonunda iş,güç, sıcak bir yuva sahibi oldu.

Bu sırada, zengin amcanın değirmeni de Hüseyin’in duasındaki gibi tersine dönmeye başlamıştı. Önce işleri bozuldu, sonra iflas bayrağını çekti. O sayısız arabalar, villalar, yazlıklar birer birer satıldı, borçlara gitti. Bir zamanlar şehrin tepesinden bakan adam, şimdi başını öne eğmiş, eski dostlarından medet umar hale gelmişti.

Ve bir gün, kader ağlarını ördüğü o son sahneyi hazırladı. Hüseyin’in kapısı çalındı. Gelen, bir zamanların zengin, şimdinin bitkin ve yorgun amcasıydı. Utana sıkıla, başı yerde borç istedi.

Hüseyin, karşısındaki adama baktı. İçinde bir anlık bir gülümseme belirdi. Kibirli, acımasız bir gülümseme değildi bu. Yıllar önce ettiği duanın kabul olduğunu anlayan, ilahi adaletin tecellisine şahit olan bir çocuğun buruk tebessümüydü. Amcasının istediği parayı hazırladı. Sonra dışarı çıkıp bir poşet dolusu muz aldı. Parayı özenle poşetin içine, muzların arasına yerleştirdi.

Amcasının eline poşeti uzattığında tek kelime etmedi. Amcası da başını kaldırıp yüzüne bakamadı. O borç hiçbir zaman geri ödenmedi.

O günden sonra ne amca bir daha Hüseyin’in kapısını çaldı, ne de Hüseyin bir daha o amcasını gördü. Geriye sadece, bir poşet dolusu muzun ödediği bir vicdan borcu ve hayatın fısıldadığı o büyük sır kaldı: Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.