Bir Bedene Sığmaz Ruhum

Benim ruhum bir bedene sığmaz, dar gelir bu fanilik. O, bir kafese kapatılamayacak kadar asi, bir kalıba dökülemeyecek kadar engin. İşleri o kadar çoktur ki, çoğunlukla bu etten kemikten bedende durmaz, duramaz. Bir an durulsa, sanki varoluşun kendisi soluk almayı unutur gibi gelir bana.

Sürekli gezinir hayalimin sınırsız evreninde; bir gezegenin yörüngesinde kaybolmuş yıldız tozu misali, serbestçe salınır. Bazen, zamanın ve mekânın ötesinde bir bahçede, rengarenk çiçeklerin kokusuyla sarhoş olur, derin bir nefes alıp dinlenir. Kimi zaman bir kıraathanenin loş ışığında, yanan sigaranın dumanı olur; iç çekişlerin, hayallerin ve kederlerin kokusunu içine çeker, havaya karışıp görünmez olur. Yüksek dağların zirvesinde, kollarını sonsuzluğa açmış, rüzgarın fısıltılarını dinleyen adamın yüzüne vuran o deli rüzgar oluverir aniden. Oradan oraya savrulur, bir yaprak gibi, bir tüy gibi, kendi varlığının bile sınırlarını zorlayarak.

Ama hiç bilmediği tek şeydir yorulmak. Yorgunluğun ne olduğunu bilmez. Yorulan adam olur, güneşin altında kavrulan, alnından ter damlaları süzülen emekçinin teri olur, ama yine de yorulmaz. Aç kalır, açıkta kalır, sırtında rüzgar eser, karnında açlık uğuldar, ama asla durmaz. Göç kervanını güden çoban olur; çölün kumlarında kaybolmuş adımların sesiyle yankılanır varlığı. Bir çocuğun masum mutluluğu olan rengarenk bir balon olur, gökyüzüne doğru süzülürken, minik bir elden kaçırılıp kalbi kırık bir hayal kırıklığına dönüşen o balonda gizlenir.

Bu dünyada tek bir vücut azdır ona, yetmez, yetemez. Bir bedene sığdırılamaz bu sonsuz arayış, bu bitmeyen tutku. Yettiği anda, o beden bu dünyalık olmayacaktır artık, bu fani topraklara ait kalamayacaktır. Çünkü benim ruhumun sahibi, her insan gibi yaşayan, işe gidip gelen, yemek yiyen, yorulunca oturduğu koltukta sızan o sıradan beden değildir. Benim ruhum, bir kıvılcımdır, bir isyandır, bir çığlıktır, varoluşun ta kendisidir. Ve o, asla durmayacaktır. Sonsuza dek…

Melodilerin Dili: Bir Yazarın Yolculuğu

Kimi zaman yanık bir türkü, kimi zaman asırlık bir deyiş, bazen ritmik bir şarkı, hatta kimi zaman sokağın isyanını haykıran bir rap… Bir yazar için uzaklara dalmanın, kelimelerin ötesine geçmenin anahtarıdır müzik. Türünün, dilinin, hatta içinde tınlayan enstrümanın ne olduğunun hiçbir önemi yoktur.

Dinlerken gözlerinizi kapamanıza bile gerek kalmaz. Notalar sizi alıp öyle bir ana götürür ki, bir bakmışsınız elinde kırmızı bir balon tutan o masum çocuğun gülümsemesini yakalıyorsunuz ya da parktaki salıncakta geçmişini tartar gibi usulca sallanan yaşlı bir amcanın iç çekişini duyuyorsunuz. Söyleyenin kim olduğu, neyi anlattığı önemsizleşir. Çünkü o anda, birkaç notanın arasına sıkışmış bütün bir hayatı yaşarsınız. Birkaç sesin arkasında, daha önce hiç tanımadığınız bir hayatı bulursunuz.

Sanki bir eve, en mahrem anına, kimsenin göremediği bir pencereden bakmak gibidir bu. Melodiler, size yalnızca sizin anlayabildiğiniz, şifrelerini yalnızca sizin çözebildiğiniz gizli bir dilden seslenir. O dil, sizi alıp kimsenin göremediği boşluklara, kimsenin dokunamadığı ruhlara taşır. Orada baktığınız her şey, sizin gözünüzden yeniden var olur.

Bu yolculuk o kadar gerçektir ki, bazen kendi kendinize mırıldanırken uyanır, bazen bir kahkahayla ya da gözünüzden süzülen bir damla yaşla gerçek aleme dönersiniz.

İşte bu noktada akla o kadim soru gelir: Yazar olmak, bir parça şizofreni değil midir?

Bence öyledir; ama bu, deliliğin değil, derin bir empatinin ve sınırsız bir hayal gücünün en saf halidir. Başka türlü, hiç tatmadığın bir acıyı nasıl anlatabilirsin? Hiç baba olmamışken bir evladın başını okşayan o şefkati nasıl hissedebilirsin? Hatta bir erkekken, doğum sancısı çeken bir annenin direncine nasıl tanıklık edebilirsin?

O sihirli melodiler yüreğinizin öyle bir köşesine dokunur ki, bambaşka birine dönüşürsünüz. Ama bu, öylesine bir başkalık değildir. Sevdiğin olursun, terk eden olursun; bir gecede zengin, bir ömür boyu fakir kalırsın; en bilge profesör sen olursun, en cahil de sen. Neyi istersen, neyi hayal edersen, o olursun.

Notaların arasında çıktığın bu yolculukta her şey olursun da, bir tek en az kendin olursun.